www.musluman.biz

10 Mart 2012 Cumartesi

ZİYARET

Huseyin Ebu Emre - Harun Yildirim - ahlak ve imani dersler

ZİYARET
İslam ahlakının gereklerinden biri de müminin din kardeşini ziyaret etmesidir. Bir kimseyi görmeye, hal ve hatırını sormaya gitmeye ziyaret denir. İslam müslümanları birbirlerinin kardeşleri olarak ilan etmiş, bu kardeşliğin gereği olarak zaman zaman birbirlerini ziyaret etmelerini tavsiye etmiştir. Karşılıklı ziyaretler aradaki kardeşlik duygularının ge­lişmesine, dostluk ilişkilerinin uzun süreli devam etmesine yardıma olur. Göze yakın olan insan, gönle de yakın, göze uzak olanlar da gönle uzak olur. Bu bakımdan ziyaretin önemi büyüktür ve ihmal edilmemesi gereken bir görevdir.
Ziyaretin çeşitli şekilleri vardır. Yaşayan insanlara hasta ziyareti, nezaket ziyareti, bayram ziyareti, akraba ziyareti yapılır. Ölenlere ya­pılan ziyarete kabir ziyareti, kutsal mekanlara umre ve hac ziyareti adı verilir.
İnsanın din kardeşini gerek hastalığında gerekse sağlığında ziyaret etmesi sünnettir. Hak Teala din kardeşini ziyaret eden müminin bu ha­linden memnun olur. Melekler de ziyaretçinin bu güzel işinden dolayı ona dünyada iyi bir yaşayış, ahirette de güzel bir makam için dua eder­ler. Meleklerin duası kabul olacağından ziyaret sahibi her iki dünyada da kazançlı olur. Bir menfaat karşılığı olmaksızın sırf Allah rızası için bir mümini ziyaret etmenin sevabı büyüktür. Nitekim adamın biri vaktiyle başka bir şehirde olan din kardeşlerinden birini ziyarete gitmişti. Allah Teala, o adamın geçeceği yol üzerine bir meleği gözcü olarak gönderdi. Melek bir insan suretinde ona nereye gitmek istediğini sordu. Adam, şehirdeki kardeşine gitmek istediğini söyledi. Melek ona vefa borcu olup olmadığını sordu. Adam, böyle bir borcunun olmadığını, onu bir men­faat için değil, sırf Allah için sevdiğinden dolayı ziyaret edeceğini söyle­di. Bunun üzerine melek ona kendisinin Allah tarafından gönderilen bir elçi olduğunu, onun din kardeşini sevdiği gibi, Allah'ın da kendisini sevdiğini haber verdi.
Bir başka haberde Hak Teala "Sırf benim için birbirini seven, benim rızam için toplanan, benim rızam uğrunda birbirini ziyaret eden ve sa­dece benim rızam için sadaka verip iyilik edenler, benim sevgimi hakederle" buyurmuştur. İnsan bir hastayı veya din kardeşlerinden birini ziyaret ettiği zaman Allah Teala tarafından o ziyaretçiye güzel iş yaptığı, bu yoldaki yürüyüşünün güzel olduğu ve bu vesile ile cennette de güzel bir yer edindiği haber verilmiştir. Bir diğer hadiste de Allah için bir hastayı veya bir müslümanı ziyaret eden kişinin cennetteki yeri­nin hazırlandığı belirtilmiştir.
Bir menfaat gözetmeksizin veya bir minnet altında kalmaksızın din kardeşini ziyaret etmenin sevabı büyüktür. Sevabı ve fazileti büyük olan ziyaretlerin her birinin kendine Özgü bir takım kuralları vardır. Ziyarete gi­dilirken veya ziyaretçiler karşılanırken mümkün olduğu kadar düzgün bir elbise giymek, güzel bir görünüme sahip olmak gerekir. Resul-i Ekrem Efendimiz hayatında böyle yapmıştır. Sünnet olan da budur. Nitekim Esma binti Ebi Bekir bir gün azadlısı Abdullah'a yünden örülmüş bir cübbe çıka­rıp gösterdi. Cübbenin üzerinde ipekten bir bez vardı. Elbisenin ön ve arka tarafları bu ipekle dikilip süslenmişti. Esma cübbenin Resul-i Ekrem'e ait olduğunu, Efendimizin o cübbeyi gelen misafirleri ve elçileri karşılarken, cuma günlerinde de namaza çıkarken giydiğini söyledi.
İpekli elbise giymek normalde erkeklere haram olmakla birlikte bu­rada bahsedilen ipekli elbisenin tamamı ipek elbise değildir. Elbisenin sadece bazı yerleri dibac denilen bir çeşit ipekle süslenmiş olduğundan bu şekildeki bir elbiseyi giymek haram değildir. Böyle bir elbiseyi, cuma günlerinde ve elçilerin ziyaretleri zamanında Efendimiz giymiştir. Buna göre müslümanların cuma ve bayram günlerinde, özel ziyaretleri sıra­sında, temiz ve güzel elbise giymelerinin sünnet olduğu anlaşılmaktadır. Aksi takdirde sırf ipekten mamul bir elbiseyi giymek caiz değildir. Nitekim Ömer bir gün eline geçen ipek bir elbiseyi Efendimize getirerek onu almasını, cuma saatlerinde veya elçilerin geldiği günlerde giymesini teklif etti. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz onu ancak ahirette nasibi olmayanların giyeceğini söyledi. Daha sonra Efendimize yine bazı elbiseler getirildi. Efendimiz bunlardan birini Ömer'e gönderdi. Ömer Efendimizin gönderdiği bu elbiseyi daha önce yasakladığım, şimdi ne­den kendisine gönderdiğini sorunca Efendimiz o elbiseyi giymesi için kendisine vermediği, onu satmasını veya bir ihtiyacını gidermede kul­lanması için verdiğini söyledi.
Bir mümini ziyaret etmek kişiye Allah'ın rızasını ve sevgisini ka­zandırır. Bu durumu bilen ashabın ileri gelenleri de birbirlerini ziyaret ederlerdi. Nitekim bir defasmda Selman-ı Farisi, Medain şehrinden Şam­'a kadar yaya yürüyerek arkadaşı Ebü'd-Derday'ı ziyarete gitmiştir. Medain, Bağdad'ın güney doğusunda ve Dicle nehri sahilinde eski bir şehir idi. Ömer'in hilafeti döneminde fetholunmuştu. Şehir günü­müzde harabe halindedir. Bu ziyarete giderken Selman'ın saçları kesil­miş bir durumda idi. Kılık kıyafeti de çok düzgün değildi. Kendisine bu durum hatırlatıldığında o bu sözlere itibar etmedi. Gerçek hayrın ahiret hayrı olduğunu söyleyerek yoluna devam etti.
Ziyarete gidileceği zaman uygun bir elbise giymek elbetteki güzel bir davranıştır. Ama bulunamadığı zaman ziyareti terk etmek, böyle bir mazereti ileri sürerek ziyarete gitmemek de doğru değildir. Zira insanı insan yapan onun manevi kişiliğidir. Ahlakı, terbiyesi ve edebidir. Ken­disinde bu özelliklerin bulunmadığı kişilerin sırf dış görünümlerinin düzgün olması da yeterli değildir. Selman-ı Farisi'nin dediği gibi, insanı insan yapan ahiret hayrına olan rağbeti, Allah katındaki değeridir. Nite­kim bunu kendisi ispat etmiş, kilometrelerce uzak mesafeden yaya yü­rümek suretiyle dostlarını ve din kardeşlerini ziyaret etmiştir. Kılık kıya­fet konusunu fazla takıntı yapmamış, sırf kılık kıyafetten dolayı ziyaret sevabından mahrum kalmamıştır.
Bu durum kılık kıyafete önem verilmediği anlamına gelmez. Üze­rinde yün bir elbise olduğu halde tabiin alimlerinden Ebu'l-Aliye'nin yanma gelen birine Ebu'l-Aliye bunun rahiblerin elbisesi olduğunu, müslümanların birbirlerini ziyaret etmesi durumunda güzel giyinmele­rini söyledi.
Dinimiz güzel bir görünümü her zaman için tavsiye eder. Ancak bütün bunların iman ve ihlasla da bütünleşmesini ister. Dış güzelliğin yanında iç güzelliğinin olmasına özen gösterir. Selman'm bu ziyareti müminler için güzel bir örnektir. Dostları ziyarette uzaklık ziyarete en­gel olmamalıdır. Gönüller bir oldukça dostlar arasındaki uzak mesafeler yakın olur, yol boyunca çekilen onca zahmetler rahmete dönüşür. Nite­kim Abdullah İbni Mesud da bu gerçeğe şahitlik edenlerdendir. İbn Mesud'un arkadaşları bir defasında Kufe'den Medine'ye kendisini ziya­ret etmek için gelmişlerdi. Ziyaret sırasında İbni Mesud arkadaşlarına kendi aralarında dertleşip dertleşmediklerini sordu. Onlar bunu hiç terk etmediklerini söylediler. İbni Mesud, birbirlerini ziyaret edip etmedikle­rini sordu. Ziyaret ettiklerini hatta bir kardeşini bir süre görmedikleri zaman Kufe'nirı öte başına yürüyerek gidip onun halini hatırını sorduk­larım söylediler. Bunun üzerine İbni Mesud, onlara böyle devam ettikle­ri sürece huzur içinde yaşayacaklarını söyleyerek onların bu halini tak­dirle karşıladı.
Abdullah İbni Amr'ın aşırı şekilde ibadet ve taata yöneldiğini gören Resul-i Ekrem Efendimiz bir gün onu yanına çağırarak uyarmış, ona ba­zı hatırlatmalarda bulunduktan sonra kendisine "Ziyaretçilerinin senin üzerinde hakkı vardır" buyurmak suretiyle ona ziyaret hukukuna dik­kat etmesini, ibadet yapacağım darken gelen ziyaretçileri ihmal etme­mesini tenbih etmiştir. Bu önemli bir tespittir. Kulluk sadece ibadet ve taatla ömür sürmek değildir. Kulluk yapılması gerekeni yerinde ve za­manında yapmak demektir. Gelen ziyaretçilere gereken ikram ve izzeti göstererek onları hoş etmek o anda en önemli ibadettir. Onlar gittikten sonra nafile ibadetlere devam etmek yerinde ibadettir. Ama ziyaretçileri ihmal ederek yapılan ibadetler istenilen bir ibadet şekli değildir. Orada Hakk'ın rızasından çok, nefsin tatmini tehlikesi yatmaktadır. Buna dik­kat etmek gerekir. Kulluk nefsi tatmin etmekte değil, Hak Teala'yı razı etmekte aranmalıdır.
Uzak veya yakın mesafelerden nereden gelirse gelsin gelen ziyaret­çilere dost ve arkadaşlara ikramda bulunmak güzel bir davranıştır. Mi­safir seferden geldiğinden ona kerem gösterip ikram etmek güzel ahla­kın gereğidir. Efendimiz ashabım zaman zaman ziyaret ederdi, ensarı ya tek tek veya topluca ziyaret ederdi. Tek tek ziyaret ettiği zaman evlerine giderdi. Topluca ziyaret etmek istediği zaman mescide gelirdi. Kays İbni Sa'd'm anlattığına göre, Efendimiz bir gün kendilerini ziyaret etmiş, ev­lerinde bir müddet bulunmuş, kendileri için dua etmiş ve ardından ev­den ayrılmıştır. Nitekim Resul-i Ekrem Efendimiz bir gün ensardan bi­rini ziyaret etmişti. Ev sahibi Efendimize yemek ikram etti. Efendimiz de ev sahibini memnun etmek için evinin bir tarafında namaz kıldı ve ev halkına dua etti. Buna göre ev sahibi gelen ziyaretçiye ikram ve izzet­te bulunmalı, ziyaretçi de ev sahibine hayır dua etmelidir.
İyi ve salih insanları zaman zaman ziyaret etmek karşılıklı istifade­ye vesile olur. Bu güzel bir davranıştır. İnsana dünyada ve ahirette yarar sağlar. Nitekim bir gün Ebu Zer, Resul-i Ekrem Efendimizi ziyaret etti de ziyaret sırasında Efendimize bir topluluğu seven fakat onların ameli­ne yetişemeyen bir insanın durumunu sordu. Efendimiz onun bu soru­suna kişinin sevdiğiyle birlikte olacağım söyleyerek cevap verdi. Ebu Zer aynı sorusunu bir kez daha tekrar etti. Efendimiz de ona aynı şekil­de cevap verdi. Bu ziyaret sırasında kişinin sevdiği ile birlikte olaca­ğını öğrenen müslümanları o kadar çok sevindiler ki İslam'ı kabul etme­lerinden sonra o günkü kadar sevinmemişlerdi. Ashab-ı kiram Efen­dimizi ziyaretlerinde ziyarete gelen ve onlarla birlikte olan müminler böyle güzel ve faydalı bilgiler öğrenirlerdi.
Salih insanlarm anıldığı yere rahmet iner. Dünyanın kıvamı, güzel­liği ve huzuru iyi insanlarladır. Onların olmadığı yerde yaşamanın tadı olmaz. Bunun için başta peygamberler olmak üzere bütün insanlar iyi insanları araştırmışlar, onları arayıp bulmuşlardır. Bunun en güzel ör­neklerinden birini Musa ile Hızır'ın kıssası oluşturur. Bu iki büyük zatın Kur'an'da anlatılan hikayelerine göre Musa aleyhisselam Hızır'ı bulmak için iki denizin birleştiği yere kadar yola devam etti. Sonunda Allah'ın kullarından öyle bir kul buldu ki Hak Teala ona katından bir rahmet vermiş ve onu özel bir bilgiyle donatmıştı. Musa aleyhisselamın büyük bir peygamber olmasına rağmen Hızır'a öğretilen ilimden öğre­nebilmek için onunla arkadaş olmak istemesi fazilet sahiplerini arama­nın onlardan yararlanmanın önemini gösterir. Musa aleyhisselamın yaptığı gibi Allah için olan arkadaşlıklar ve bu uğurda yapılan yolculuk­lar mümine ecir kazandırır.
Sarihlerle birlikte olmanın bereketindendir ki Resul-i Ekrem Efen­dimiz Cibril'i daha çok görmek ister, bu isteğini "Bizi daha sık ziyaret etmeni engelleyen nedir?" diye sorarak belirtirdi.' Ebu Bekir ile Ömer de salih insanları ziyarete önem verirlerdi. Resul-i Ekrem'in vefa­tından sonra onun yaptığı gibi kendileri de bazen kalkıp Ümmü Eymen'i ziyarete giderlerdi. Ömer Medine'ye hicret edince, şehir merkezi­ne bugün üç km uzaklıkta bulunan Küba'ya yerleşmişti. Gün aşırı Resul-i Ekrem'i ziyaret ederek, bütün gün onun yanında kalır, Efendimizin sohbetlerinden yararlanırdı.
İyi bir dost edinmek insana pekçok şey kazandırır. Efendimizin ifa­desiyle iyi ve kötü arkadaşın hali, güzel koku satanla körük çekenin hali­ne benzer. Misk satan, insana güzel kokusundan bir miktar meccanen ve­rir veya insan ondan satın alır. Ya da hiç değilse onunla beraber olduğu sürece güzel koku koklamış olur. Körük çeken kimse ise, ya insanın elbi­sesini yakar ya da en azından körüğün kötü kokusundan rahatsız olur. Bunun için Efendimiz her zaman iyi insanlarla birlikte olmayı emretmiş, bu konuda "insan, dostunun yaşayış tarzından etkilenir. O halde her biri­niz dost edineceği kişiye dikkat etsin!" ve "Müminden başkasını dost tutma, yemeğini müttakilerden başkasına tattırma!" buyurmuştur.
Mübarek yer ve makamları ziyaret etmek de güzel bir davranıştır. Efendimiz zaman zaman bineğine binerek Küba mescidini ziyarete gider orada iki rekat namaz kılardı. Küba Efendimiz zamanında Medine'ye üç mil kadar uzaklıkta bulunan bir yerdi. Efendimiz zaman zaman ora­ya gider, özellikle cumartesi günleri Küba'yı ziyaret edip orada iki rekat tahiyyetü'l-mescid veya nafile namaz kılardı. Küba mescidinde kılınan iki rekat namazın bir umre yerine geçeceğine dair rivayetler de var­dır. Sa'd Ibni Ebu Vakkas'ın Küba mescidinde kıldığı iki rekat nama­zın kendisi için Mescid-i Aksa'ya iki kez gidip gelmekten daha sevimli olduğunu, Kuba'daki fazileti insanlar bilselerdi, çok uzaklardan da olsa oraya bineklerle ulaşmaya çalışacaklarını söylemesi Küba'nın ayrı bir yere sahip olduğunu göstermektedir.
Bir müslüman, anne babasından başlamak üzere bütün yakınlarını, komşularını, tanıdıklarını, arkadaşlarını ve dostlarını ziyaret etmelidir. Özellikle bayramlar ziyaret için uygun günlerdir. Düğün, sünnet, ölüm gibi olaylardan sonra tebrik veya taziye baş sağlığı için de ziyarette bu­lunmak güzel bir davranıştır. Eskiden anne, baba ve çocuklar tek bir çatı altında bulunuyorlardı. Günümüzde ise genellikle gençler evlenince yeni yuva kurmakta ve baba evinden ayrılmaktadırlar. Anne ve babalarından ayrı yaşayan, görev ve başka sebeplerle onlardan uzakta bulunan kimse­lerin, hemen her fırsatta onları ziyaret etmeleri, ellerini öpüp dualarını almaları icabeder. Yalan akraba da böyledir. Onların ziyareti de ihmal edilmemelidir. Bu tür ziyaretlerin sıla-i rahim sayıldığı ve İslam'ın ısrarla yapılmasını istediği önemli görevlerden olduğunu unutmamak lazımdır.
Ziyaret için uygun bir zaman seçilir. Sık sık değil, ara ara yapılmalı­dır. Uyku, yemek ve iş saatlerinde ziyarete gidilmez. Temiz ve derli top­lu bir kıyafet giyilir, kir pas içinde, dağınık elbiselerle ziyarete gidip başkaları rahatsız edilmez. Mümkünse önceden ziyarete gidileceği haber verilir ve bildirilen saatte mutlaka gidilir. Ziyarete gidilen eve kapı çalı­narak, selam verilerek girilir. Ev sahibinin hal ve hatırı sorulur, sevinç ve kederi paylaşılır. Ziyaret fazla uzatılmaz. Ziyaret edilen yaşlılar sabırla dinlenir. Onları sıkacak ve üzecek söz ve davranışlardan sakınılır, onları sevindirecek haberler verilir, güler yüz ve tatlı sözle gönülleri alınır.
Ziyaretin her çeşidi güzel olmakla birlikte hasta ziyaretinin dini­mizde ayrı bir yeri vardır.